Kaç Çeşit Gözleme Var? – İktidarın Katmanları Üzerine Bir Siyasal Analiz Giriş: Gözleme Sofrasında İktidarın İncelikleri Bir siyaset bilimci olarak kimi zaman en sıradan kavramların bile içinde bir iktidar ilişkisi gizli olduğunu fark ederim. “Kaç çeşit gözleme var?” sorusu ilk bakışta mutfakla, gelenekle ya da damak zevkiyle ilgili gibi görünebilir. Ancak dikkatli bir göz, bu sorunun toplumsal düzenin minyatür bir modeli olduğunu fark eder: Kim pişirir? Kim paylaşır? Kim karar verir hangi iç harcın kullanılacağına? Bir gözleme masası, aslında iktidarın, kurumların, ideolojinin ve vatandaşlığın küçük bir sahnesidir. Çünkü her toplum, en gündelik pratiklerinde bile güç dağılımını yeniden üretir. İktidarın Katmanları:…
Yorum BırakKategori: Makaleler
Hepatit C Pozitif Olursa Ne Olur? Tarihin Gölgesinden Günümüze Uzanan Bir Sağlık Hikayesi Geçmişin tozlu sayfalarını araladığımda, hastalıkların yalnızca bedenleri değil, toplumların kaderini de şekillendirdiğini görürüm. Veba Avrupa’nın tarihini, grip salgınları sanayi devrimini, AIDS 20. yüzyılın son çeyreğini nasıl dönüştürdüyse, Hepatit C de modern çağın görünmeyen ama derin etkiler bırakan bir hikâyesidir. Bir tarihçi gözüyle baktığımızda, bu hastalığın yalnızca tıbbi bir vaka olmadığını; toplum, sağlık politikaları ve bilimsel ilerlemeler arasında örülmüş bir insanlık serüveni olduğunu fark ederiz. Hepatit C’nin Tarihsel Arka Planı: Kanın Hikayesi 20. yüzyılın ortalarında, kan nakli tıbbın en büyük başarılarından biri sayılıyordu. Ancak o dönemlerde kanın taşıdığı…
Yorum BırakHematoloji ve Onkoloji Ne Demek? Edebiyatın Damarlarında Dolaşan İki Kavram Bir Edebiyatçının Gözünden: Kelimelerin Kanı, Anlatıların Hücresi Edebiyat, bir beden gibidir. Her kelime, bu bedenin damarlarında dolaşan bir kan hücresidir. Hematoloji ve Onkoloji gibi tıp terimleri, yalnızca bilimsel değil, aynı zamanda anlatının biyolojisini anlamamız için güçlü metaforlardır. Hematoloji, kanın; Onkoloji ise hücrelerin çoğalmasının ve dönüşümünün hikâyesini inceler. Edebiyat ise insan ruhunun kan değerlerini ölçer, karakterlerin içindeki tümörleri, yani bastırılmış arzuları, yıkıcı tutkuları ve iyileşmeyen yaraları görünür kılar. Kelimeyle kan arasında fark var mıdır? İkisi de yaşam taşır, ikisi de anlamı dolaştırır. Her hikâye, kendi hematolojisini ve onkolojisini içinde barındırır. Hematoloji:…
Yorum BırakUludağ Sarıalan’da Ne Yapılır? Barbekü Dumanından Manzarayı Göremeyenlere Açık Mektup Söylemekten çekinmeyeceğim: Sarıalan, Uludağ’ın en kolay ulaşılan, en çok sevilen ve belki de en çok yanlış anlaşılan noktası. Kimine göre piknik cenneti, kimine göre teleferikten inip “şöyle bir bakıp” geçilecek ara durak. Oysa Sarıalan, ormanın nabzını tutan bir kavşak: yürüyüş rotalarının, kamp kültürünün ve günübirlik turizmin birbirine sürtündüğü yer. Peki burada gerçekten “ne yapılır” ve daha önemlisi “ne yapılmaz”? Sarıalan’ın Gerçek Kimliği: Piknik, Yürüyüş, Kavşak Önce hakkını teslim edelim. Sarıalan, Uludağ Milli Parkı içinde yer alan bir plato; piknik masaları, çocuk oyun alanları ve mescit–WC gibi günübirlik olanaklar mevcut. Bu…
Yorum BırakÖğrenmenin Gücüyle Başlayan Bir Yolculuk Öğretmenlik yıllarımda sıkça düşünürdüm: bir mekânın “bilinmesi” ile o mekânda öğrenilen sosyal bilgiler arasındaki bağ nedir? Eğitim, yalnızca sınıf duvarları arasında gerçekleşmez; şehirde dolaşırken, bir restoran ismi duyduğumuzda, bir yön tabelası okuduğumuzda da zihnimiz öğrenmeye açıktır. Bu yüzden “Gaziantep Forum Helvacı Ali kaçıncı katta?” gibi “küçük” görünen bir soru, aslında mekânla vatandaş arasındaki bilgi akışını, kentsel bellek ile günlük yaşamı birbirine bağlayan bir köprü olabilir. Bu yazıda, öğrenme teorileri ve pedagojik yöntemlerle mekân bilgisinin nasıl pekişebileceğini tartışacağım; ayrıca bu sorunun yanıtının toplumsal ve bireysel etkilerine değineceğim. Okurken kendi kentinizde benzer soruları nasıl sorduğunuzu hatırlayın. Gaziantep…
Yorum BırakKolluk Bir Kamu Hizmeti midir? Empatiyle Başlayan, Stratejiyle Güçlenen Bir Hikâye Bazen bir kavşakta yürürken, bir çocuğun elinden tutmuş yaşlı bir kadının güvenle yolun karşısına geçtiğini görürüz. O an, farkında olmadan hayatımızın görünmez kahramanlarıyla göz göze geliriz. Kolluk kuvvetleri… Sadece suçluları yakalayan ya da trafik cezası kesen kişiler değil, aslında her birimizin günlük hayatını güvenle sürdürebilmesi için orada olan sessiz birer hizmet eli… Bir Akşamüstü: Selim ve Elif’in Hikâyesi Soğuk bir kış akşamıydı. Yağmur, şehir ışıklarının altında ince ince düşerken, Selim adındaki genç bir polis memuru, görev yerinde nöbet tutuyordu. Stratejik zekâsı ve çözüm odaklı yaklaşımıyla tanınan Selim, işini her…
Yorum BırakBoğazımda Hırıltı Var Ne Yapmam Lazım? Siyaset Biliminin Boğazında Bir Tıkanıklık Bir siyaset bilimci için beden, toplumun en küçük politik alanıdır. Boğazdaki hırıltı, yalnızca fizyolojik bir sorun değil, sistemin kendi içinde yarattığı bir tıkanıklığın sembolü gibidir. Nasıl ki bir devletin kurumları arasındaki iletişim aksadığında bir “yönetim hırıltısı” duyulur, bireyin bedeninde de bu tür sesler iktidarın mikro düzeydeki yankılarıdır. O hâlde şu soru anlam kazanır: Boğazımızdaki hırıltı, yalnızca bedensel bir rahatsızlık mı, yoksa toplumsal düzenin mikro düzeydeki bir politik ifadesi midir? İktidarın Anatomisi: Bedenin Siyaseti Foucault’nun “iktidar bedendedir” yaklaşımıyla düşündüğümüzde, boğazdaki hırıltı bir güç ilişkisinin dışavurumudur. Bir yanda bedenin kendi üzerinde…
Yorum BırakYarasa Gübresi Hangi Bitkilerde Kullanılır? Tarihin Derinliklerinden Günümüze Bir Bereket Hikâyesi Bir tarihçi olarak geçmişle bugünü birbirine bağlayan izleri takip etmek, bazen bir savaşın nedeni kadar bir toprak parçasının bereketinde de saklıdır. Tarih boyunca insan, doğanın sunduğu her kaynağı anlamlandırmaya ve verimliliğin sırrını çözmeye çalışmıştır. Yarasa gübresi, bu arayışın en ilginç duraklarından biridir. Antik dönemlerden bugüne, toprağı canlandıran, bitkileri büyüten bu gizemli madde, yalnızca tarımsal değil, aynı zamanda kültürel bir dönüşümün de parçası olmuştur. Geçmişin Gizli Gücü: Yarasa Gübresinin Tarihsel Serüveni Tarihin sayfalarını çevirdiğimizde, yarasa gübresi yani “guano”nun ilk kez Güney Amerika uygarlıkları tarafından kullanıldığını görürüz. İnka İmparatorluğu döneminde bu…
Yorum BırakKanguruların Ana Vatanı Neresidir? Toplumsal Cinsiyet ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir İnceleme Kangurular… O sevimli, güçlü ve çevik hayvanlar, Avustralya’nın simgelerinden biri haline gelmiş durumda. Hepimiz onları eğlenceli zıplamalarıyla tanıyoruz. Ancak kanguruların ana vatanı sadece fiziksel bir yer değildir. Onların varlığı, tarihsel ve kültürel anlamlar taşır ve aslında çok daha derin bir toplumsal ve çevresel bakış açısını da ortaya koyar. Bugün, kanguruların ana vatanını ele alırken, bu konuya sadece biyolojik bir gözle bakmayacak, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi dinamikleri de göz önünde bulunduracağız. Kadınların empati ve toplumsal etkiler üzerinden bakış açısı, erkeklerin ise çözüm odaklı ve analitik bakış…
Yorum BırakTDK’ye Göre “Yalnız” Nasıl Yazılır? Geçmişten Günümüze Bir Dil Yolculuğu Bir Tarihçinin Gözünden Dilin Dönüşümü Dil, zamanın izlerini taşır; kelimeler ve kullanımları, toplumsal yapıyı, kültürel değerleri ve hatta tarihsel kırılma noktalarını yansıtır. Bir tarihçi olarak, sadece olayları değil, kelimelerin de tarihini anlamanın önemli olduğunu düşünüyorum. Her kelime, bir dönemin ruhunu, insanların algılarını ve toplumsal değişimleri anlatan birer ipucu barındırır. Bugün sizlere Türk Dil Kurumu’nun (TDK) belirlediği kurallara göre “yalnız” kelimesinin nasıl yazılacağına dair bir yolculuk yaparken, aynı zamanda dilin evrimini ve bu evrimdeki toplumsal etkileri de inceleyeceğiz. Yalnız kelimesinin yazımındaki yanlışlar, aslında toplumsal hafızamızın ve dil bilincimizin ne kadar derin…
Yorum Bırak